Haber

OSMANLI TEŞKİLATI GENEL BAŞKANI DR. MEHMET ALİ ARSLAN: “AZERBAYCAN, TÜRKİYE'NİN 28 ŞUBAT'TA YAŞADIĞI BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜNDEN DERS ÇIKARMALIDIR!”

Genel Merkez

“BİR MİLLETİN KIZ ÇOCUKLARINI BAŞÖRTÜSÜ İLE OKUL KAPISI ARASINDA TERCİH YAPMAYA ZORLAMAK, EĞİTİME DE VİCDANA DA SIĞMAZ!”


“BİR MİLLETİN KIZ ÇOCUKLARINI BAŞÖRTÜSÜ İLE OKUL KAPISI ARASINDA TERCİH YAPMAYA ZORLAMAK, EĞİTİME DE VİCDANA DA SIĞMAZ!”

Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, Azerbaycan'da başörtülü öğrenci ve öğretmenlere yönelik uygulamalar hakkında ortaya çıkan haberleri değerlendirerek kardeş ülke Azerbaycan'a önemli bir çağrıda bulundu. Arslan, Türkiye'nin geçmişte yaşadığı başörtüsü yasaklarının toplumsal hafızada bıraktığı derin izleri hatırlatarak, aynı acıların Azerbaycan'da yeniden yaşanmaması gerektiğini vurguladı.

“TÜRKİYE BU ACIYI YAŞADI, AZERBAYCAN AYNI HATAYA DÜŞMEMELİDİR”

Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Biz Türkiye'de başörtüsü yüzünden üniversite kapılarından geri çevrilen genç kızları gördük. Eğitim hayatı yarıda bırakılan öğrencilerin, mesleklerini icra etmekte engellerle karşılaşan kadınların ve inançlarıyla gelecekleri arasında tercihe zorlanan insanların yaşadığı acılara şahit olduk.

28 Şubat döneminde yaşananların yalnızca siyasi değil, aynı zamanda derin bir insani ve vicdani mesele olduğunu unutmamalıyız.

Aradan yıllar geçti. Türkiye bu uygulamaların yol açtığı sorunlarla yüzleşti ve önemli değişimler yaşadı.

Bugün kardeşimiz Azerbaycan'da benzer görüntülerin ortaya çıkması, geçmişin acılarını yeniden hatırlatmaktadır.

Kardeş Azerbaycan'a çağrımız açıktır: Türkiye'nin geçmişte yaşadığı yanlışlardan ders çıkarın. Bir kız çocuğunun eğitim hakkını başındaki örtüyle ölçmeyin. Bir öğretmenin mesleki değerini kıyafetine indirgemeyin.”

“TÜRKİYE YILLARINI KILIK KIYAFETLE UĞRAŞARAK GEÇİRDİ, AZERBAYCAN AYNI YANLIŞI TEKRARLAMAMALIDIR!”

Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığı kılık kıyafet tartışmalarını da değerlendiren Arslan, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, büyük savaşlardan ve ağır fedakârlıklardan sonra yeni bir devlet kurdu. Ancak Cumhuriyet tarihimizin uzun dönemlerinde devletin ve toplumun enerjisi, vatandaşın kılık kıyafetiyle, inancıyla ve yaşam biçimiyle ilgili tartışmalara harcandı.

Yaklaşık doksan yıllık tarihî süreçte yaşanan bu tartışmaların Türkiye'nin gelişmesine ve toplumsal bütünlüğüne verdiği zararların yeterince sorgulanmadığı kanaatindeyim.

Türkiye'nin doksan yıl boyunca kılık kıyafet tartışmalarına harcadığı enerjinin ülkemizi kalkınma yarışında geriye düşürdüğünü düşünüyorum. Azerbaycan aynı tarihî yanlışı tekrarlamamalıdır.

Bugün Azerbaycan, Karabağ'da yaşanan savaşların ardından yeni bir döneme girmiştir. Ancak savaş meydanında elde edilen kazanımların, vatandaşların temel haklarını ve özgürlüklerini güvence altına alan bir yönetim anlayışıyla tamamlanması gerekir.

Bir ülke topraklarını kurtarabilir, sınırlarını güvence altına alabilir. Fakat vatandaşlarının inançlarına yönelik yasaklayıcı uygulamalar ortaya çıkıyorsa o ülkedeki özgürlük anlayışının da sorgulanması gerekir.

Azerbaycan yönetiminin başörtüsüne ilişkin uygulamalarını din ve vicdan özgürlüğü açısından yanlış buluyorum. Bu kararların dış siyasi etkilerden ne ölçüde bağımsız alındığı da açıklığa kavuşturulmalıdır.

Savaş meydanında kazanılan bağımsızlık, milletin vicdanında da karşılığını bulmalıdır.

Azerbaycan'ın bağımsızlığını ve egemenliğini önemsiyoruz. Ancak bağımsızlık yalnızca sınırları korumakla değil, vatandaşın temel haklarını güvence altına almakla da anlam kazanır.

Türkiye'nin 28 Şubat'ta yaşadığı acılar, Azerbaycan'ın yarınlarına miras kalmamalıdır.”

“LAİKLİK, İNSANLARIN İNANÇLARINI TERK ETMESİNİN GEREKÇESİ OLAMAZ”

Devletin laiklik ilkesiyle vatandaşların din ve vicdan özgürlüğünün birbirinin karşıtı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Arslan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Laiklik, devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durmasını ve farklı inançlara sahip insanların haklarını güvence altına almasını sağlayan bir anlayış olarak uygulanmalıdır.

Bir kadının başını örtmesi de örtmemesi de onun kişisel tercihidir. Devletin görevi bu tercihlerden birini dayatmak değil, vatandaşlarının haklarını korumaktır.

Başörtüsünü zorla taktırmak ne kadar yanlışsa, zorla çıkarttırmak da aynı şekilde yanlıştır.

Özgürlük, yalnızca bizim gibi düşünenlerin değil, bizden farklı yaşayanların da hakkını savunabildiğimiz zaman gerçek anlamını bulur.

Bir kız çocuğunun okul kapısında gözyaşı dökmesi, hiçbir devletin eğitim anlayışına yakışmamalıdır.”

“AZERBAYCAN BİZİM KARDEŞİMİZDİR; KARDEŞLİK YANLIŞLAR KARŞISINDA SUSMAK DEĞİLDİR”

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî, kültürel ve kardeşlik bağlarına dikkat çeken Arslan, eleştirilerinin Azerbaycan halkına değil, eğitim ve inanç özgürlüğünü sınırlama riski taşıyan uygulamalara yönelik olduğunu ifade etti.

“Bizim Azerbaycan sevgimiz günlük siyasi gelişmelerin çok ötesindedir. Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, acısı acımızdır.

Karabağ'da yaşanan acıları da kardeşlerimizin verdiği mücadeleyi de unutmadık.

Ancak kardeşlik yalnızca güzel günlerde birbirini alkışlamak değildir. Kardeşlik, gerektiğinde birbirimize doğruyu söyleyebilmektir.

Biz Azerbaycan'ın güçlü, huzurlu ve özgür bir ülke olmasını istiyoruz. Kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmadığı, kadınların inançları nedeniyle mesleklerinden mahrum bırakılmadığı bir Azerbaycan görmek istiyoruz.

Kardeşimizin hatasını görmezden gelmek kardeşlik değildir. Gerçek kardeşlik, aynı acıların yeniden yaşanmaması için birbirimizi uyarmaktır.”

“OSMANLI MEDENİYETİNİN MİRASI, İNSANIN İNANCINA VE VİCDANINA SAYGIYI DA İÇERİR”

Osmanlı Teşkilatı'nın tarihî ve kültürel mirasa ilişkin yaklaşımına da değinen Arslan, farklı inançların bir arada yaşaması ve dinî özgürlüklerin korunması konusunda tarihten ders çıkarılması gerektiğini belirtti.

“Osmanlı tarihini yalnızca fetihlerden ve zaferlerden ibaret görmüyoruz. O tarihin içerisinde farklı inanç topluluklarının bir arada yaşadığı dönemler, vakıf geleneği, eğitim kurumları ve adalet arayışı da bulunmaktadır.

Elbette tarihimizdeki her uygulamanın kusursuz olduğunu iddia etmiyoruz. Ancak geçmişimizden bugünümüze taşımamız gereken temel değerlerden biri, insanın inancına ve vicdanına saygıdır.

Bir devletin gücü, vatandaşının kıyafetini denetlemekten önce onun hukukunu koruyabilmesinde aranmalıdır.

Devletin görevi başörtüsüyle mücadele etmek değil; cehaletle, yoksullukla, adaletsizlikle ve eğitimde fırsat eşitsizliğiyle mücadele etmektir.”

“AZERBAYCAN YÖNETİMİNDEN BEKLENTİMİZ, EĞİTİM HAKKINI GÜVENCE ALTINA ALMASIDIR”

Azerbaycan'daki düzenlemelerin uygulanma biçiminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Arslan, yetkililere çağrıda bulundu:

“Eğitim kurumlarının belirli kıyafet kuralları olabilir. Ancak bu kuralların uygulanmasında temel haklar, ölçülülük ve ayrımcılık yasağı gözetilmelidir.

Başörtülü öğrencilerin eğitimden uzaklaştırıldığı veya öğretmenlerin görev yapmasının engellendiği yönündeki iddialar şeffaf biçimde araştırılmalıdır.

Hiçbir öğrenci yalnızca inancı nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılmamalıdır.

Hiçbir öğretmen yalnızca dinî kıyafeti nedeniyle mesleğinden uzaklaştırılmamalıdır.

Biz Azerbaycan yönetiminin bu hassasiyeti dikkate almasını ve toplumsal huzuru koruyacak, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alacak adımlar atmasını temenni ediyoruz.”

ARSLAN'DAN TARİHE GEÇECEK MESAJ: “28 ŞUBAT'IN GÖZYAŞLARI BAKÜ'DE YENİDEN AKMASIN!”

Açıklamasının sonunda Türkiye'nin geçmişte yaşadığı başörtüsü tartışmalarından çıkarılması gereken derslere dikkat çeken Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir zamanlar Türkiye'de başörtülü kızlarımız üniversite kapılarında bekletildi. Kimileri eğitiminden, kimileri mesleğinden, kimileri de hayallerinden uzaklaştırıldı.

Bugün o günleri hatırladığımızda, aynı acıların dünyanın hiçbir yerinde tekrarlanmamasını istemeliyiz.

Özellikle de kardeş Azerbaycan'da.

Çünkü bir milletin geleceği, genç kızlarının başındaki örtüyle değil, onların aldığı eğitimle, yetiştirdiği bilim insanlarıyla, öğretmenleriyle ve topluma sunduğu katkılarla şekillenir.

Başörtüsü bir devletin güvenliğine tehdit değildir. Asıl tehlike, bir toplumun evlatlarının eğitimden ve geleceklerinden mahrum bırakılmasıdır.

Biz Azerbaycan'ın karşısında değil, Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklarının yanında duruyoruz.

28 Şubat'ın gözyaşları Bakü'de yeniden akmasın!

Türkiye'nin geçmişte yaptığı yanlışları kardeş Azerbaycan tekrarlamasın!

Ve unutulmasın ki:

Bir devletin büyüklüğü, kadınların başındaki örtüyü çıkarmasıyla değil, onların başını onurla dik tutabileceği bir hukuk düzeni kurmasıyla ölçülür.”

Dr. Mehmet Ali Arslan
Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı